Bu Haftanın 5 Makale Önerisi
Bu hafta psikoloji dünyasında benim özellikle ilgimi çeken 5 araştırmayı sizin için derledim. Her biri, günlük hayatımıza ve klinik/pratik çalışmalara dokunan bulgular içeriyor. Aşağıdaki özetler bir tedavi önerisi değil; bilimsel bulguları daha anlaşılır ve sade bir dille paylaşma çabasıdır.
Makale 1
Sosyal kaygısı yüksek genç yetişkinler dijital bağımlılığa daha yatkın olabilir
Hong Kong Çin Üniversitesi’nden araştırmacılar, 18 ile 25 yaş aralığında 330 genci üç ay boyunca izleyerek sosyal kaygı, çevrimiçi sosyal karşılaştırma ve sorunlu sosyal medya kullanımı arasındaki ilişkileri inceledi. Katılımcılar, çalışmanın başında ve üç ay sonra; sosyal durumlarda yaşadıkları kaygıyı, sosyal medyada kendilerini başkalarıyla ne sıklıkla karşılaştırdıklarını ve dijital bağımlılığa işaret eden belirtileri (sürekli çevrimiçi olma isteği, offline olmakta zorlanma vb.) ölçen ölçekleri doldurdular.
Başlangıçta, katılımcıların yaklaşık %30’unun dijital bağımlılık açısından yüksek risk grubunda olduğu görüldü. Sosyal kaygısı daha yüksek olan gençler, üç ay sonra daha fazla bağımlılık benzeri dijital davranışlar gösterme eğilimindeydi. Bu ilişki, kısmen çevrimiçi karşılaştırma alışkanlığı ile açıklanıyordu: sosyal kaygısı yüksek genç yetişkinler, sosyal medyada kendilerini başkalarıyla daha sık kıyaslıyor; bu da zaman içinde daha bağımlı bir kullanım örüntüsünü besliyordu. Bu kaygıdan karşılaştırmaya, karşılaştırmadan bağımlılığa doğru olan döngü kadın katılımcılarda daha belirgin bulundu.
Bu çalışma, sosyal kaygısı yüksek gençler için riskin yalnızca ekran süresiyle ilgili olmayabileceğini; asıl olarak ekran başında ne yaptıklarıyla, yani kendilerini ne kadar sık kıyasladıklarıyla ilgili olabileceğini düşündürüyor. Bu nedenle sosyal kaygı tedavisinde, sosyal karşılaştırma odaklı düşüncelerle çalışmak, kimlik ve özdeğer temalarını ele almak ve sosyal medya ile daha sağlıklı sınırlar kurmaya destek olmak önemli bir hedef haline gelebilir.
Kaynak: Chan, R. C. H., & Lam, M. S. (2026). Social anxiety as a predisposing factor for social media addiction: A two-wave longitudinal investigation of social comparison as an underlying mechanism. Addictive Behaviors. Summary via PsyPost: https://www.psypost.org/how-social-anxiety-and-screen-time-comparison-fuel-digital-addiction-2026-03-26/
Makale 2
Kafein tüketimi gündüz uyanıklığını artırırken, gece uykusunu sanıldığı kadar bozmuyor olabilir.
Bristol Üniversitesi’nden araştırmacılar, Mendelian randomizasyon adı verilen genetik bir yöntem kullanarak, kafein tüketimi ile uyku davranışları arasındaki ilişkiyi incelediler. Avrupa kökenli yüz binlerce yetişkinin genetik verilerini kullanarak, daha fazla kafein tüketmeye genetik olarak yatkın kişilerin gerçekten daha az uyuyup uymadıklarını veya daha fazla uykusuzluk yaşayıp yaşamadıklarını araştırdılar. Çalışmada kahve/çay tüketimi ile ilişkili genler, kafeinin vücutta ne kadar hızlı parçalandığını etkileyen genler ve toplam uyku süresi, uykusuzluk şikâyetleri, gündüz uykululuk ve şekerleme alışkanlıkları incelendi.
Sonuçlara göre, daha fazla kafeinli kahve ve çay tüketmeye genetik eğilimi olan kişilerde gündüz uykululuğunun daha az ve şekerleme yapma ihtiyacının daha düşük olduğu görüldü; ancak bu eğilim daha kısa uyku süresi ya da daha yüksek klinik uykusuzluk oranları ile ilişkilendirilmedi. Benzer şekilde, kafeini daha hızlı metabolize etme genlerine sahip olan kişiler daha az şekerleme yapıyor ve sabahları daha az mahmurluk bildiriyordu. Buna karşın, gece uykusunun belirgin biçimde bozulduğuna dair net bir kanıt bulunmadı.
Bu bulgular, kafeine bağlı olduğu düşünülen uyku problemlerinin bir kısmının aslında stres, sigara, ekran kullanımı, yaşam tarzı gibi eşlik eden diğer etkenlerle ilişkili olabileceğini gösteriyor. Çoğu insan için ölçülü kahve/çay tüketimi, uzun vadede uyku kalitesini dramatik biçimde bozmak yerine, daha çok gündüz uyanıklığı ve dikkat ile ilişkili görünüyor. Yine de kafeinin herkeste aynı etkiyi yaratmadığını, bireysel duyarlılık, tüketim zamanı ve eşlik eden alışkanlıkların önemli olduğunu unutmamak gerekiyor.
Kaynak: Das, N. R., Woolf, B., Page, S., Richmond, R. C., & Khouja, J. (2026). Exploring the relationship between caffeine consumption, caffeine metabolism, and sleep behaviours: A Mendelian randomisation study. Journal of Sleep Research. Summary via PsyPost: https://www.psypost.org/coffee-habits-boost-daytime-alertness-without-inherently-ruining-nighttime-sleep-2026-03-26/
Makale 3
Araştırmaya göre, küçük çocuklar hediye vermektense, almaktan daha mutlu olabiliyor
Araştırmacılar, 16–24 ay arasındaki 134 bebeğin, ikramı paylaşırken mi, yoksa alırken mi daha mutlu olduklarını incelediler. Çocuklar bir maymun kuklası kullanılarak farklı senaryolar yaşadılar Bu senaryolar kendi ikramlarını almak, kendi ikramlarından birini kuklaya vermek (maliyetli verme), deneyci tarafından verilen ekstra ikramı kuklaya vermek (maliyetsiz verme), deneycinin kuklaya ikram verdiğini izlemek ve ikramı kendileri için saklamaları söylenen durumlar içeriyordu. Daha sonra bağımsız değerlendiriciler, video kayıtları üzerinden çocukların yüz ifadelerindeki mutluluk düzeylerini puanladılar.
Sonuçlar, çocukların başkalarına kendileri ikram verdikleri anlarda, ikramı kendilerinin aldıkları ya da başkasının verdiğini izledikleri anlara kıyasla daha fazla mutluluk gösterdiklerini ortaya koydu. Bu “mutluluk artışı”, hem kendi ikramlarından vazgeçtikleri, hem de deneyi uygulayan kişinin verdiği ekstra ikramı uzattıkları durumlarda gözlendi. Analizler, bu sevincin sadece kuklanın heyecanına duygusal olarak kapılma ya da yetişkinin yönlendirmesini yerine getirme ile açıklanamayacağını; bizzat verme eyleminin kendisinin çocuklar için başlı başına ödüllendirici olabileceğini gösterdi.
Bu çalışma, cömertlik ve paylaşmanın duygusal olarak ödüllendirici yönünün gelişimin çok erken dönemlerinde ortaya çıktığını düşündürüyor. Prososyal davranışların yalnızca öğrenilmiş kurallar değil, aynı zamanda içsel bir “iyi hissetme” kaynağı olması; çocukların ve yetişkinlerin, küçük bir kişisel bedel söz konusu olsa bile neden paylaşmaya, yardım etmeye ve işbirliği yapmaya eğilimli olduklarını anlamaya yardımcı olabilir.
Kaynak: Tan, E., Van de Vondervoort, J., Dhaliwal, J., Aknin, L. B., & Hamlin, J. K. (2026). Toddlers are happier giving to others than to themselves. Developmental Science. Summary via PsyPost: https://www.psypost.org/toddlers-are-happier-giving-treats-to-others-than-receiving-them-study-finds/
Makale 4
“Düşünerek hareket etme” egzersizleri, özellikle DEHB’li çocuklar için faydalı olabilir
Çin’de yürütülen 12 haftalık randomize bir klinik çalışmada, 6 ila 10 yaş arasında 107 DEHB tanılı çocuk üç gruba ayrıldı: bütünleşik bilişsel motor egzersiz programı, standart aerobik egzersiz (koşu bandı/bisiklet) ve bekleme listesi kontrol grubu. Her iki egzersiz grubu da haftada 3 kez, 45 dakikalık seanslara katıldı. Araştırmacılar, dikkat eksikliği ve hiperaktivite dürtüsellik belirtilerine ek olarak, inhibisyon (baskılama) ve çalışma belleği gibi yürütücü işlevleri değerlendirdi.
Her iki egzersiz grubu da kontrol grubuna kıyasla dikkat ve hiperaktivite belirtilerinde azalma gösterdi. Ancak, hareketi kurallarla birleştiren, “dur–başla” sinyalleri, ters komutlar ve çok adımlı diziler içeren bütünleşik program, özellikle inhibisyon (Stroop performansı) ve anlık çalışma belleği alanlarında, sadece aerobik egzersize göre daha güçlü iyileşmeler sağladı. Ebeveynler de bütünleşik programdan daha yüksek memnuniyet bildirdiler; herhangi bir olumsuz yan etki rapor edilmedi.
Bu bulgular, DEHB’li çocuklar için her egzersizin aynı etkiyi yaratmadığını, özellikle bedeni ve zihni aynı anda zorlayan, kuralların takip edildiği ya da tersine çevrildiği hareketli oyunların, yalnızca koşu/zıplama içeren egzersizlere kıyasla özdenetim ve çalışma belleği açısından daha fazla fayda sağlayabileceğini düşündürüyor. Bu tür “düşünerek hareket etme” temelli etkinlikler; okullarda ve klinik ortamlarda kullanılan ilaç dışı tamamlayıcı müdahaleler arasında güçlü bir seçenek olabilir.
Kaynak: Zhu, F.‑L., Dong, Z.‑H., Lu, H.‑Y., Kuang, D.‑Q., Xu, B.‑H., Yang, L., Wang, Y.‑F., Zhang, M., & Ren, Y.‑C. (2026). Integrated cognitive‑motor exercise for core symptoms and executive functions in children with attention deficit hyperactivity disorder: A randomized clinical trial. World Journal of Pediatrics. Summary via Neuroscience News: https://neurosciencenews.com/adhd-integrated-exercise-memory-control-30471/
Makale 5
Fetal alkol spektrum bozukluğunda kısa ve uzun süreli köpek destekli terapi karşılaştırması
Araştırmacılar, hamilelik döneminde alkol alan kadınların bebeklerinin etkilendiği fetal alkol spektrum bozukluğu (FASD) tanılı çocuk ve ergenlerde, köpek destekli terapinin (DAT) iki farklı süresini karşılaştıran randomize kontrollü bir çalışma yürüttüler: 8 seanslık kısa program ve 16 seanslık uzun program. Her iki müdahale de standart bakıma ek olarak uygulandı ve dikkat, dışa vurumcu davranışlar, FASD şiddeti, sosyal beceriler/sosyal destek, yaşam kalitesi ve bakım verenlerin ruhsal durumu tedavi öncesi ve sonrası değerlendirildi.
Sonuçlar, her iki DAT versiyonunun da çocukların davranışları ve yaşam kalitesi üzerinde anlamlı iyileşmeler sağladığını, yani kısa programın bile klinik açıdan işe yaradığını gösterdi. Bununla birlikte, 16 seanslık uzun versiyon, özellikle dikkat eksikliği, problemli davranışlar, genel FASD şiddeti, algılanan sosyal destek ve bakım veren depresyonu gibi alanlarda daha güçlü kazanımlar sundu. Karşı gelme gibi bazı dışa vurumcu belirtilerin ise kısa programla da iyi yanıt verdiği görüldü. Bu tablo, daha karmaşık ya da kökleşmiş güçlüklerin ve ebeveyn depresyonunun, daha uzun süreli köpekli terapi ile daha iyi hedeflenebileceğini düşündürüyor.
Çalışma, köpek destekli terapinin FASD için uygulanabilir ve çocuklar açısından motive edici bir tamamlayıcı müdahale olduğunu gösterirken, tedavi süresinin ihtiyaca göre uyarlanabileceğini de ortaya koyuyor:
-
Kısa köpekli terapi (8 seans), özellikle kaynakların sınırlı olduğu, hızlı semptom rahatlamasının hedeflendiği durumlarda gerçekçi ve etkili bir seçenek olabilir.
-
Uzun köpekli terapi (16 seans) ise, dikkat sorunları, daha geniş işlevsel zorluklar ve bakım veren ruh sağlığı gibi alanlarda daha derin ve sistemik değişim hedeflendiğinde tercih edilebilir.
Umarım paylaştığım konular ilginizi çekmiştir. Detaylı olarak incelememi istediğiniz farklı makaleler varsa veya kendi makalenizi benimle paylaşmak isterseniz benimle iletişime geçmeyi unutmayınız.